Sonunda geldik dustuk Istanbulumuza. Bugun 4. gun. Her sey cok guzel geciyor. Istanbul’un degisen insanlari ve toplu tasimada yasananlar ya da bir bekleme kabini kuyrugunda kavga etmek ya da havaalaninda pasaport kontrol sirasinda biriyle kavga etmek gibi durumlari anlatmayacagim. (bunlar hepsi oldu, olacak) Aileyle olmak, arkadaslarla olmak, 26 senenin gectigi eve, tekrar gelmek, her seyin eskisi gibi olmasi ve her yapilan her seyde, eski gunleri hatirlamak cok guzel.
Vee son 2 gun! 2 gun sonra Istanbul’da olacagiz. Ama asil baska birsey var ki, yuzumde sivilcelere, ellerimde dokuntulere sebep oldu gercekten kendisi, yarattigi stresten.
Kanada hukumeti sonunda 4 Mayis’ta yeniden gocmenlik basvurularini acmaya karar verdi. Bir takim degisiklikler yapti sartlarda. Bu degisikliklere gore Raz’in da IELTS sinavina girmesi gerekti, bir de benim meslegimin Kanada’da gecerli olup olmadiginin bir kurum tarafindan onayli raporu. Ocak ayinda IELTS’e basvurduk ve bos olan en yakin gun 23 Martti. Ve 23 Mart uzerinden 1 ayi askin sure gecti, fakat sonuc belgesi henuz postayla ulasmadi. Basvuru dosyasinda orijinal sonuc belgesi olmasi gerekiyor. Internetten sonuca baktik, bir sorun yok, gayet de iyi ama internetten bakilan sayfa resmi evrak olarak kabul edilmiyor. Netice olarak meslek denklik raporum geldi sorun yok, tek eksigimiz god damn IELTS sonuc belgesi ve iki gun sonra su saatlerde havalaninda olacagiz. Tahmin edersiniz ki, IELTS Canada’yi gerek maille, gerek telefonla taciz halindeyiz, ama donus yok. Telefon hep mesgul, mesaj birakin diyorlar, maile de donen yok. Bu konu epeydir gundemimizde ama cok uzerinde ‘ayy off aman tanrim’ diye konusup, negatif mesajlar yaymayayim dedim ama artik gercekten yazma ihtiyacindaydim ve yaziyorum. Netice olarak, basvuru kabulunu 1 senedir tum evraklar hazir bir sekilde bekliyor olup, eger IELTS evraki gelmedigi icin(ki sonucta bir sikinti yok, aksine cok iyi) basvuruyu kacirirsak, ne dusunmem gerektigini ve nasil davranmam gerektigini gercekten bilmiyorum:(
Ote yandan Raz gercekten iyi gidiyor. Bunu dile getirmekten cekinmeyecegim ama dilimi isirmadan da gecemeyecegim. Okulu bitti ve simdi is arama sureci basladi. Okulu sirasinda yaptigi iki staj yerinden de super ayrildi vs vs. Ve bugun bir is gorusmesine gitti ve iyi gecmis, simdi haber bekliyoruz. 1 ay Toronto’da olmayacagimizi da biliyorlar ve ona gore ikinci gorusme tarihi belli olacak.
Ben ne yapiyorum? Aralik sonunda okulum bittiginden beri gordugum her ilana ya da begendigim her sirkete staj basvurusunda bulundum. Toplamda 1 gorusmeye gittim ama olmadi. Bir de yaptigim bir basvuruya, kisisel bir donus aldim, ‘tesekkur ederiz Pinar, CV’ini degerlendirecegiz, bir sorun olursa cekinme sor’ dediler. Onun disinda Ocak ayindan beri, garip bir sekilde TR’de staj yapma ve bu vesileyle burda bir kontakt bulabilir miyim umuduyla, koskocaman hayal dunyasinda yasadim. Belki TR’ye erken gidebilirim deyip, buradaki basvurularimi yavaslattim, neticede tarih 30 Nisan ve TR’den de bir donus yok. (TR’deki sirketi de telefonla ve maille taciz ettim, hatta bir tanidik da var arada vs vs.)
Son zamanlarda gerek seyahatler, gerek ziyaretler ve TR sebebiyle gelen dikkat daginikligi sebebiyle genel olarak birseylere cok asilmadigimin farkindayim. Ama TR donusu ile birlikte, artik tamamen buraya odaklanacagim. Onumde bir TR’ye gitme ve dolayisiyla kacma tarihi olmayacak ve artik kendi ruh sagligim ve evimizin idaresi icin gercekten calismam gerekiyor. Nihai kararim, biraz daha kendi alanimda arayislara devam edip, sonrasinda artik sirf Ingilizce calisma ortamina girebilmek ve para kazanabilmek icin is ariyor olacagim. Bir de aklimda eger PR cikarsa(oturma izni) 1 yillik, stajli bir okula kaydolmak ve yeniden ogrenci olmak. Ve en nihayetinde ise, Razla benim deli gibi istedigimiz ama sartlarin olgunlasmasini bekledigimiz birsey var ki belki de sartlarin olgunlasmasini cok da beklememek gerekiyor. Bazen sartlar olgunlasmamak icin direniyor gibi, en azindan bugunlerde…
Ohh iyi geldi yazmak.
Istanbul biletlerini aldigimizdan beri heyecanliyim. Turkiye’ye gidisler cook buyuk bir olay benim icin, buralarda, henuz yalnizken ve kendime diledigim gibi bir rutin kuramamisken.
Ucmaya 1 ay kala olan heyecan, biraz da huzun barindiriyordu: “ya daha 1 ay vaaaarr:(” seklinde. Simdi ise 15 gun kaldi ve ben olebilirim heyecandan. Bir de oyle guzel bir curcunaya, telasa gidiyorum ki. En guzeli, en ozledigimden. Ailem ve arkadaslarimla dolu, bir suru guzel ani yasamaya. Her sey guzel olsun, iyi olsun, bir aksilik cikmasin, sagligimiz, sihhatimiz ve dolayisiyla da keyfimiz yerine olsun. Her zaman tek dilegim bu.
“Artık eskisi gibi her hafta sonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum. Beni yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum. Eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım.
İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi ve gereksiz insanları hayatından atmak istiyorsun.Yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık. Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi. İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yaşamışlık ve yeterli yaş faktörü artık bende de var.
Ben demiştim sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun. İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor. Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun. İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum. Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düşenler kalıyor..
Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken. Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine. Kestirmeleri de öğrendim gide gele. Boş geçen her saniye değerli artık. Daha yapılacak çok şey var ama çokta yorulmaktan kendimi çokta hırpalamaktan yana değilim.
Gerektiğinde hayır demeyi öğrendim ve bu kelime başta karşındakine kırıcı gelse de senin için hayat kurtarıcı olabiliyor.Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum. Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor.
Aileme, ve seçtiğim tüm dostlarıma daha önce göstermediğim sevgi ve ilgiyi gösteriyorum. Biliyorsun ki gidenlerin ardında sadece iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu olduğu hatırlanıp anılıyor.Bana çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya başladılar.
Vereceğim cevaplar belki çok anlamsız geliyor ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yaşamadan hiçbir şey öğrenilmiyor. Yaşamışlığın oluşturduğu bir alçakgönüllülükle gülüyorum içimden sadece.Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmiş dolaplar dolusu kıyafet var ve bunları kendimle paylaşmalıyım.
Önce kendine güzel görünmelisin, kokoz da deseler kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum. Modaya uymak adına popomun sığmadığı düşük bel pantolonlara sığmıyorum diye kendimi üzme tercihini de kullanabilirim. Ayıp, günah ya da ne derler korkuları çoktan geride kaldı .Dostlarıma, kendimize yemek yapmak hoşuma gidiyor.
Mutfak eskiden bir zulüm iken şimdi zevk aldığım mekanlar arasına giriyor. Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi lezzetimi kendimde yaratabileceğim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm oluştu.Sonra Sezenin şarkısındaki gibi anneni daha sık düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun.
İşte bu yeni alışmaya başlanan ve giderek hoşa giden yeni duruma olgunluk deniyor. Yaşamışlığın, görmüşlüğün, geride kalmış üflenmiş doğum günü mumlarının bir sonucu kendiliğinden ortaya çıkıyor hayatın bir dönemecinde bu olgunluk.
Ne zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu yaşadığına göre değişiyor bu olgunluk çağına ermek.İnanın bana hayattaki düşüşler, zor alınan virajlar bu zamanı hızlandırıyor. Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek ve buna rağmen kendinin kıymetini bilmek çok işe yarıyor.
Bir gün hepinizin bu huzurlu olgunluğu bulmasını diliyorum.”
Can Dündar
Evet bugun bilgisayar basinda, ordan oraya gezinirken, bir anda lahmacun yapmaya karar verdim. Ne zamandir aklimdaydi, evde denemek zaten. Buzlukta bu sebeple aldigim tortilla’lar da duruyordu. Hamurunu kendim acmadim, hazir satilan tortillalar uzerine, icini hazirladim koydum. Yanina da ayran yaptim, valla coook iyi geldi. Bir dahaki sefere hamurunu da kendim yapmak istiyorum.
Bu hafta basindan beri her yerde duyabileceginiz iki kelime buydu.
Paskalya bayramiydi.
Biz de bugun Easter Gunu’nde her sene yapilan yuruyusu seyretmeye gittik. Gecen sene de gitmistik. Sonrasinda da gol kenarinda yuruduk azicik. Su kenarina geldigimde gercekten cok mutlu oluyorum ve o an baska sey dusunmuyorum o heyecanla, bugun yine bunu farkettim.
Parade’de pek cok grup gecis yapiyor. Bunlardan ilki, Toronto’nun eski streetcarlari yani tramwaylariydi ve cook guzellerdi.
Fotograflarda goreceksiniz, gecis boyunca genellikle her grup ellerinde yumurta seklinde cikolatalarla geciyor ve yol kenarlarindaki cocuklarin sepetlerine atiyorlar mutlaka. O cocuklarin sevinclerini, tatliliklarini gormeniz lazim!


Ve daha niceleri:







Belki duyanlariniz vardir icinizde. NY’da bir sutlacci dukkani var. Ingilizce adiyla rica pudding. Seveni cok. Kanada’da da rice pudding’e bayiliyor insanlar.
Sahibinin Turk mu oldugu ile ilgili bir bilgim yok,(cunku oyle birseyler duymustum) internette de bulmayi basaramadim. Sitesi de yenileniyor, orada da bulamadim. Inanilmaz populer, ozellikle ogle saatlerinde, insanlarin ogle yemegi icin kuyruklara girdigi bir mekan. Biz girmedik, cunku midemizin cok dolu oldugu bir zamanda gectik onunden. Ama bir dahaki sefere kesin deneyecegim. 20’yi askin degisik cesitte sutlac var:

Selam okuyanlara,
Epey gec kalmis bir yazi oldu bu. Bir ayi askin suredir yazmamisim. Bazen oluyor boyle, elim gitmiyor bir turlu. Aslinda gecenlerde oturdum yazmaya, sonra devam edemedim, draft olarak kaydettim guya, lakin bulamadim simdi. Bir hata yaptim, kaydedemedim herhalde. Neyse cok da uzulmedim, cunku, cok hosuma giden bir yazi olmamisti.
Gecen zamanda neler oldu, neler gecti diye bakarsak:
Cok iyi bu!
Dunku konserin adi buydu. Muhtesemdi. Acikcasi, derinlemesine bakmadan, sadece konser ismine gore secmistim dun aksami ama basarili bir secim olmus. Buyuk salonda degildi, o yuzden o resmini koydugum salonu henuz gorebilmis degilim ama konser o kadar guzeldi ki, salon falan umrumda olmadi ki aslinda bu kucuk salonda kotu degildi:)
TSO Pops Series’den biriydi dun aksamki konser ve ozelligi de filmlerde soylenen ya da bir sekilde gecen sarkilarin orkestra, bir tenor ve soprano esliginde soylenmesiydi. Inanilmazi, cok eglenceliydi, konser degil de bir tiyatral gosteri gibiydi. Soprano’nun sesi muthisti.
KAGIT BARDAK vs CAM BARDAK
Dunku konserde, konsere girmeden once, kahve ya da icki icmek mumkundu, ucretli olarak tabii. Icki cesitleri cokcaydi, saraptan viskiye kadar. (evet, raki yoktu:p) Kahve aldiginizda ise, size cam bir mug veriyorlar, parayi odediginiz yerde. Sonra kahve makinalarinin oldugu yerden doldurup, isterseniz sekerini, sutunu ekleyip iciyorsunuz:) Sonrasinda kahveniz bittiginde ise, bardaklarinizi sinirsiz doldurma hakkiniz var. Konser salonuna girmeden once de, masalara birakabiliyorsunuz. Ayni sekilde ickiler de cam bardakta. Hatta sarap bardagi kristal falandi.
NBA macina gittigmizde de ayni sey dikkatimizi cekmisti. Orda da bira ya da sarap icebiliyorsunuz. Sarap bardagi camdi, ayaksiz sarap bardaklarindandi. Hani ince camdan, cok sik bir bardak vardir. Boyle tarif edemedim tabii de neyse. Ve onunla maci izlemek de serbest, koltugunuza goturebiliyorsunuz yani.
Sonra da bizde boyle organizasyonlarda, hep kagit ya da plastik bardak kullanildigini dusundum. Keske bizde de boyle olsa. di mi? Sarap bardaklari sahaya atilir mi sizce?