Gun icinde-bu okurken de boyleydi, calısırken de-olan bir olayı, bir gelismeyi, herhangi dikkatimi ceken birseyi, eve girer girmez ilk iş olarak anneme anlatırdım! Ve farkettim ki, şimdi bunu sevgilime yapıyorum, o da bana yapıyor. Hem hüzün hem mutluluk doldum…
Bu benim baya korkum haline geldi. Aslında kanımca, bu zaten ben de olan bir korkuymus ve buraya gelince ortaya cıktı sadece. Buraya gelince ortaya çıkmasını sebebi de, burada zilden cok, kapı vurulma yonteminin egemen olması. Eger kapı vurularak calınıyorsa, baya elim ayagım boşalıyor ve evin içinde panikle önce kapıya bakıp, biraz duruyorum, sonra “mecburen” kapıyı açıyorum ve tabiiki açtıktan sonra da korkulacak birsey olmadıgını goruyorum. Ama kapı kapandıktan sonra, elimin ayagımın titrek hali bir süre daha devam ediyor.
Bundan önceki evde daha da kötüydü, cunku orası bir evdi, bir apartman dairesi değildi ve kapı camdı, çalan kişiyi kapıya baktıgınız zaman direkt gorebiliyordunuz. Ve o kapıya zaten kapı vurulma sesinin duyulmasından ötürü, bir korkuyla yaklaştıgınız için, neredeyse suratı gorunce, (surat korkutucu olmasa da) çıglık atacak duruma geliyordum. Korkunc bir durum di mi? Off evet!
En son olay ise, yeni tasındıgımız evde yasandı. Bu sefer bir apartman dairesinde oturuyoruz ve fakat tüm apartmanlarda oldugu gibi, eger aşagıdan kişi, tesadüfen apartmana o esnada giren diger kişiler aracılıgıyla girmisse, direkt kapınızda bitiyor. Ve geçen sabah, alacaklı gibi kapıma vuruldu yine. Ve sunu belirtmem gerekir ki, bu apartmanda, zil sistemi diye birsey yok. Evin içinde diafon bile yok. Aşağıda her daireye ait buzz code var ama, onu aradıgınız zaman Raz’ın cep telefonu çalıyor ve telefondan alo deyip kim oldugunu öğrenip, 9’a basarak kapıyı açıyorsunuz! Boyle de ilginç bir durum. Yani Raz, cep telefonu cebinde oldugu sürece, her yerden kapıyı açabilir, neyse. Kapı ilk önce bir vuruldu kuvvetlice. Ben de tam giyiniyordum, iyice panik oldum. Kimseyi beklemiyordum tabiiki. Ve ardından tekrar aynı sertlikle vuruldu allah dedim noluyor! Bir de ısrarcı olma durumu beni iyice el-kol-bacak tutmaz hale getirdi tabii. Bir yandan kim ki bu dürtüsü ve gittim kapıyı açtım. Kocaman bir koliyi duvara dayamış, belli ki taşımaktan da yorulmuş-ağırdı kabul ediyorum-Canada Post görevlisi. Bana annemden gelen, içinde bir sürü güzel şey olan koliyi getirmiş alt tarafı. Surayı imzalayın dedi ve gitti işte, hepsi bu. Ben tabii koliye sevinçle saldırmadan önce, kendimi sakinleştirmekle ugrastım.
Yanlış anlaşılmasın, bu durumu genelde, beklemediğim bir zamanda kapıya vuruldugu zaman yaşıyorum. Yoksa beklediğim insanlar varsa, daha sakin oluyorum ama itiraf edeyim, kısa ve hafif de olsa, bir “tak tak” heyecanı yaşıyorum.
Vee bunun galiba neden bende bir fobi haline geldiğini buldum! Ben Fransadayken, yurdumsu bir yerde kalıyordum, bir odada. Ve bir gece vakti, saat sabaha karşı 3 civarlarında(saati sonradan öğrendim tabii) kapıma deli gibi vuruldu. Bu sesle, hele ki uyuyorken uyandırılmak daha da korkunc. Bir yandan uyku sersemliği vs. Gözümü açtım, kapının vuruldugunu anladım ve o an ilk aklıma gelen, gözlüğümü bulmalıyım oldu. Cunku bir takım sesler duyuyordum ve eger kapıyı ben açmazsam onların açacagını anladım ve goremezsem, saldırıya karşılık veremem gibi saçma dusunceler içerisindeydim. Gozlugumu aldıgım gibi, kapıdaydım, onlar anahtarla açmak üzereyken, ben açtım. Ve karşımda üniformalı iki adam duruyordu. Ellerinde de bir halkaya geçirilmiş, bir sürü anahtar. Muhtemelen, 3 ya da 4 katlı olan yurdun bütün odalarının anahtarı. Ve o an, fransızca anlamadım, he hö deyince de adamlar ingilizce konuşmaya başladılar. Neyseki onu anladım. Birini arıyorlarmış! Ama o siz değilsiniz, özür dileriz, iyi geceler dediler ve uzaklaştılar. Ne komik ya da traji komik bir olay di mi? Şimdi dusundukçe, birşeyler yapmalıymısım, bu ne ya odama donk diye gireceklerdi nerdeyse diyorum ama o zaman yaptıgım tek sey, yatagıma geri donup, uyumaya devam etmek ve ertesi gun de, hayatıma kaldıgım yerden devam etmek oldu. Şaka gibi, bazen dusunuyorum da ruya mıydı acaba ya?
Ama özet şu ki, 8 sene önce yaşanan bu olay bence bu korkunun kaynagıdır!
Vee son haber de su: 18 Mayıs’ta Istanbul’dayız! Temmuz biletimizi Mayıs’a cevirerek, bir sürü insanı ve kaçıracagımız iki güzel düğünü yakalayacak olmanın sevinci ve heyecanını yasıyoruuz!! Hiho!

Bugun Carsamba. Gectigimiz iki gundur disarlardaydim, bugun evdeyim. İlk iki gunde iş bulmak ve biraz bir yerler gormekti amacim, simdi ise, aslinda pek çok seyin ona bagli oldugu Fransızca’yı çalışmak üzere evdeyim. Boyle dusununce stressli olmamak mumkun değil ama bazen de “yaparım ya” diyorum. O zamanlar güzel zamanlar.
Yakin zamanda güzel son dakika haberleri ile karşısınızda olacagım. Su an sartlarin olgunlasmasi asamasinda olundugu icin, gereksiz heyecan yaratmıyorum:)
Bisous!!:)
Hahah, baslik niye mi ezine? Cunku dun soyle birsey oldu; gunesli bir Pazar gunuydu. hHaydi kebap yemege gidelim diye, benim nette birkac yerde okudugum, guzel oldugunu duydugum bir Türk restoranına gittik. Fena degildi. Özellikle de doneri bir harikaydi. Buradaki bir suru Shawarma’cıdan sonra, kokusuyla, lezzetiyle, epey güzeldi. Sonrasında hemen restoranın yanında bir zeytinyagcı gördük, Türk. Girdik, bir de baktık beyaz peynirler var. Hemen atladık tabii. “Siz mi yapıyorsunuz” diye sordum, “evet ama Türkiye’den geliyor, Ezine peyniri” dedi. Raz ezineyi duyunca, “e ezineymiş” diye kaldı, çok komikti. Neyse aldık neticede ve basarılı. Aylar sonra beyaz peynirli kahvaltı, bu hafta için iyi bir baslangıctı.
Öte yandan bugün sabah uyandıgımda, garip bir sıkıntı vardı içimde. Sanki, iş yerinde sabahtan, boyle zorlu gececek, heyecanlı bir toplantı vardı ve acayip heyecanlıydım bir yandan da hiç gitmek istemiyorum hissi. Boyle bir garip, anlatamadım pek. Ama resmen heyecan ve heyecandan ötürü kacma hissi duydum. Ama neden oldugu konusunda hiçbir fikrim yok.
Dünle ilgili bir diğer kayda değer konu ise, gittiğimiz Türk restoranında, güzel çay bulmamızdı. Nasıl mutlu oldugumu anlatamam. Iste burada:

Vee bu hafta Uluslararası Frankofon Hasftası kapsamında, Fransız Fimleri Festivali var Toronto’da! Ben de bugün İspanyol bir arkadaşla bir filme gidiyorum, birazdan çıkacagım evden ve aynı zamanda Fransızca konusacagız. Zevkli olacak gibi:)
Burada hava 19-25 derece arasında değişirken, bendeniz hafif bir gribal durumdayım. Bütün kış dogru dürüst hasta oldum denemez, o kadar soguya ragmen, ama gel gör ki, baharın ilk günleri ile birlikte, bir halsizlik kapladı tüm bedenimi. Neyse ilaçlarimi aldım, bütün gün evde yattım, spora da gitmedim. Artık iyi gibiyim. Yarın sabah 8’de evden çıkıp, akşam 6.30’a kadar girmeme planlarım var. Evde otur otur olmuyor, sürekli kendime evle ilgili bir iş çıkarıyorum ve dışarıda yapılacak bir sürü işi erteliyorum. Sonra da akşam olunca “ay ben yine o işleri halletmedim” deyip, sinirleniyorum. Yarın sabah kahvaltımı bile dışarıda yapacagım. Kocacımla çıkacagım evden erkenden.
1,5 ayın sonunda sevgili Fransa, sınav sonuçlarını göndermeyi başardı ve konuşma bölümünden yeterli puanı alamadıgım ortaya çıktı. İlk duydugumda epey üzülmüş olsam da yavaş yavaş sindiriyorum. Diğer bölümlerden geçmişim neyseki, tekrar oturup, essay yazmak zorunda kalmayacağım en azından. Zira ölüm gibi. Fakat cok sevgili göçmenlik danısmamımız, başvuru sırasında dosyada iki ayrı sonuç formu olmasının riskli olabileceğini düşünerek, aslında istedikleri puanı almış oldugum dinlediğini anlama bölümüne de tekrar girmemi istiyor. Elimiz mahkum, çıktık bir yola, geri dönüş yok. Gelin görün ki, bu sınavlar çok pahalı! Neyse.
Gecen cuma günü, eve okuldan kızları çağırdım, resmen gün yaptık; bir İsviçreli, bir İspanyol, iki de Türk olarak dört kişiydik. Mönümüz, kısır, börek ve enginarlı-peynirli ekmekçiklerden oluşmaktaydı. Ahanda soframız:

Haftasonu St. Patrick günü kutlamaları vardı. Ama ev kuşları olarak çıkmadık. Öhöm evet, evimizi çok seviyoruz:) Türkiye’de bile millet yemyeşil olmuş, biz burada dibimizdeki kutlamalara katılmadık, ilginç oldu. Önümüzde bir sürü yıl oldugunu varsaymış olabiliriz, evet:)
Bana hafif bir halsizlik ve inceden bir kulak ağrısı gelmiş bulunmakta. Minosetimi içip, portakal yemek üzere, koltuktaki yerimi almaya gidiyorum.
